24 Ağustos 2007 Cuma

BAŞIMIZ SAĞ OLSUN!



SAYIN HOCAMIZ MEHMET EMİN ORAN 20 AĞUSTOS 2007 PAZARTESİ SABAHI HAKKIN RAHMETİNE KAVUŞMUŞTUR. HEPİMİZİN BAŞI SAĞ OLSUN.

ZİYA GÖKALP LİSESİ/ERDAL YILMAZ

22 Haziran 2007 Cuma

DR. Bülent İNCEOĞLU

Her ne kadar
Kilosuna dolgun
Olsa bile,
Esas inceliğini
Kimse kavrayamaz.
Başı belada
ise evet.
Bilen bilir meseleyi,
Sevmeyi...
Dardan anlar,
Yüceliği, mertliği.
Kafası bozulunca,
Kükreyen aslandır.
Özürle gelene
melek misali.

21 Haziran 2007 Perşembe

PROTOKOL

Sene sonu kurul toplantısı okul müdürü Sayın Salih Tunç tarafından başlatıldı. Salih Bey toplantıyı ayakta sürdürüyor. Solunda yazmanlar, Erdal Bey, Bozan Bey sağında da kuş uçurtmaz avcılar gibi cevapsız soruları cevaplandırmak için duran baş muavin Nevzat Bey ve Abdurrahman Bey.

Derken kurul başladı. Gündem maddeleri okundu. Değişik arkadaşlarımız hem soru sordu, hem de sorulan sorulara cevap verildi.

Bunlardan özellikle Muharrem Bey ve Feyzullah Beyler güzel sorular sordular. Askeri Bey de aynı şekilde.. Ayrıca Funda Hanım disiplin konusunda güzel konulara değindiler.

Şunu da belirteyim ki: Aynur Hanım, bizim kurulda da, okulda da hem sesimiz hem de gururumuz. Sağ olsun, var olsun.

Kurul toplantısının sonuna doğru yeni mezun gayet genç bir İngilizce Öğretmeni ortaya atıldı ve dedi ki:"Kimse bana selam vermiyor, kimse benimle konuşmuyor!" Eğer bu doğur ise bu arkadaşa yardımcı olunmalı

13 Haziran 2007 Çarşamba

A BLACK REPORT OF SUPERVİSER(Bir müfettişin kara raporu)

Aslında ben müfettişlerin hepsini severim, hiç ayrım yapmadan. Fakat bazen aksilikler oluyor. Mesela ben 25 senelik meslek hayatımda iki defa teftiş geçirdim. Sene 1979 da Muş merkez YİBO da görev yaparken daha iki ayım dolmadan pat diye altı tane müfettiş geldi. Günlerden pazardı. Hepimiz öğretmen, idareci, müfettişlerle birlikte yemek yedik. Sonra bizi öğretmenler odasında topladılar. Başladılar konuşmaya; stajyerler böyledir şöyledir dedi başmüfettiş.
Ben de dedim sayın hocam biz stajyeriz. O kadar da dediğin gibi değiliz. Her kuşun eti yenmez. Ayrıca her üstünü başını beyaz gördüğünü değirmenci sanma, belki de kireççidir.
Vay sen misin bunu diyen. Sabahleyin dersine girerim dedi. Sayın hocam sinirlenmeyin. Buyurun girin. Sabahleyin baktım derse gelen o değil. İstanbul Teftiş Kurulu Başkanı Kemal Özçelik adında o zamanın teftiş kurulu başkanı. O daha iyi İngilizce biliyor diye göndermişti. 1, 2, 3 sınıf olmak üzere üç sınıfa girdi. Bana sorduğu ilk soru şu oldu. Nereden mezunsun, dedi. Diyarbakır dedim. Adam bir türlü inanmadı. Kendisi tebrik etti. Daha sonra başmüfettiş.
Bu yıl, yani 2007 yılında Diyarbakır ı özellikle de okulumuzu teftiş eden müfettişlere saygılarımı sunarım.
Netice itibariyle müfettişlik müessessi şeffaf olmalı. Öğretmenin korkulu rüyası olmamalı.
Öğretmenden istedikleri sadece yıllık plan, günlük plan, not defteri v.s. olmamalı öğretmenin performansı olan eğitim ve öğretim başarısına, öğrenci durumuna da bakmalı.

8 Haziran 2007 Cuma

CAHİL VE CEHALET

Ben cahil biriyle yaşamaktansa, üstüme, dağ, taş, tank, top gelmesini yeğlerim. Hatta ölmeyi bile tercih ederim.
Bunun tarihte örneği pek çoktur. Örneği S.S.Cumhuriyeti ayakta iken, dünya iki bloğa ayrılmıştı.
1. Doğu Bloğu: Sovyetler Birliği
2. Batı Bloğu: Amerika Birleşik Devletleri

İşte o zamanların birinde Amerika Birleşik Devleti bir
Rus bilim adamını yakalarlar. Adama ne yaparlarsa adam bir türlü bilgi vermez. Buna işkence, aç bırakma dâhil. Sonra Amerikalının biri ben bunun yolunu bilirim der. Onun yanına bir cahil koyun mesele hal olur der. Gerçekten de yanına bir cahil bırakırlar. Adamın bir haftası dolmaz, adam istenilen bilgiyi verir ve der ki yeter ki bu adamı yanımdan çıkarın.
Konuyu biraz daha genişletebiliriz.
Mesela günümüzde yapılan birçok arkeoloji kazılarda ilk çağ dâhil birçok çağlara ait GÜNEŞ tanrılarına rastlamaktayız. GÜNEŞ aydınlık ve erdem demektir.
Bu tanrıların anlamı aydınlıktır. Demek ki her çağda aydınlığa özlem vardır. Yaşasın aydınlık kahrolsun karanlık.
Atatürk’ün de cehaletle ilgili bir sözü vardır: Cehalet en büyük tehlikedir. Cenabı Allah’ın da dediği gibi : Hiç bilenle bilmeyen bir olur mu?

4 Haziran 2007 Pazartesi

PASPAL

Paspal benden öğüt ister. Sen paspal mısın yoksa Pascal mı?
Yahu Pascal bir ilim adamı hatta
Bir dahi. Sen kendini nasıl onunla
Mukayese edersin
Hayır efendim, Pascal değil, papatya
Yani demek istiyorsun ki şu lise talebelerinin
Sözde kaderlerini belirlemek için
“oldu- olmadı” yaprak yaprak kestikleri şey mi?
İşte efendim tam üstüne bastınız.
Öyle ise buralarda durma. Amasya’ya git.
Oralarda papatya daha çoktur.
Bir de orada Merzifonlu Kara Mustafa Paşa’nın
Türbesi vardır. Ziyaret et. Sen de biraz HIRSLAN da gel.

3 Haziran 2007 Pazar

ZİYA GÖKALP LİSESİ ÖĞRETMENLERİ

Öğretmen arkadaşlarımın hepsini çok çok severim. Seveni de sevmeyeni de. Hani Yunus Emre'nin bir sözü vardır: "Yaradılanı severim yaradandan ötürü." Bundan kimsenin şüphesi olmasın.
Bazı arkadaşlarımız avcıdır. Mesela Mehmet Emin Avcı. Avcılıkta üstüne yoktur. Hep on ikiden vurur veya on bir civarı.
Başka avcılar da vardır. Örneğin Nevzat Sanlı; bıldırcın uçmasın, kaz ve ördek konmasın. Çantada kekliktir. Ne var ki belfıtığı var. İsmail Bey de öyle. Kendilerine Cenabı Allah'tan şifalar dilerim.
Arkadaşlarımız tatlı, acı ve mayhoş diye üçe ayrılırlar. Tatlılar bir alay, mayhoşlar bir tabur, acılar da bir bölük kadardırlar. Her birinin güzellikleri ayrıdır.
Mesela Ferhat Beyle Taner Beyler boyda Amerika ve Hollandalılarla yarışabilirler. Hani yiğidi öldür hakkını yeme misali. Resimci Şener Özmen, Asuman Hozan Hanım aynı özelliği taşırlar.
Kısacası; acı olmadan tatlının hele mayhoşun kıymeti hiç bilinmez. Bunun için her bir arkadaşım benim için ayrı bir renk ve ahenktir.